8 BİN OY, BİR ADLİYE..

8 BİN OY, BİR ADLİYE..

Gürkan Güneş Yazdı. “Bahar Kokan Çocuklarımız”

Gürkan Güneş Yazdı. “Bahar Kokan Çocuklarımız”

Ağrı’da kaybolan çocuk Leyla Aydemir köyde ölü bulundu

Ağrı’da kaybolan çocuk Leyla Aydemir köyde ölü bulundu

Nerede o eski bayramlar! Ve sanal bayramlaşma..

Nerede o eski bayramlar! Ve sanal bayramlaşma..

Bekir Kösedağ Vefat Etti

Bekir Kösedağ Vefat Etti

GDO nedir, zararları nelerdir? GDO’lu ürünler neler? – Son Dakika Sağlık Haberleri
  • Ana Sayfa » Sağlık
  • 17 Nisan 2018 - 08:50:46
GDO nedir, zararları nelerdir? GDO’lu ürünler neler? – Son Dakika Sağlık Haberleri

[ad_1] GDO nedir, zararları nelerdir? GDO’lu ürünler neler? GDO günümüzde sıkça konuşulan bir konu haline geldi. GDO – Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar günümüzün en büyük sorunlarından biri. Genetiği değiştirilmiş organizmalara anne karnında maruz kalan bebekte yapısal anomaliler zararları olabilir. Tüm insanlığı tehdit eden GDO’nun ülkemizde sık sık tüketilen besinlerden birinde “ekmekte” de bulunduğu iddia edildi. Adana’da […]

[ad_1]

GDO nedir, zararları nelerdir? GDO’lu ürünler neler? GDO günümüzde sıkça konuşulan bir konu haline geldi. GDO – Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar günümüzün en büyük sorunlarından biri. Genetiği değiştirilmiş organizmalara anne karnında maruz kalan bebekte yapısal anomaliler zararları olabilir. Tüm insanlığı tehdit eden GDO’nun ülkemizde sık sık tüketilen besinlerden birinde “ekmekte” de bulunduğu iddia edildi. Adana’da bir firma tarafından üretimi yapılan ve ekmeği olduğundan hacimli gösteren ve geç bayatlatan ekmeğin katkı maddesinde GDO’lu soya bulunduğu ortaya çıktı. Olayın sosyal medyada da yayılması ardından ‘GDO nedir?’ sorusu yeniden gündeme geldi. İşte, GDO’nun tanımı ve zararları hakkında detaylı bilgi

Genetik mühendisliğinin çeşitli teknikler kullanarak yaptığı müdahalelerle kalıtımsal değişikliğe uğrattığı organizmalar günümüzde, GDO.(genetiği değiştirilmiş organizmalar) kısaltılmış adıyla ifade edilmektedir. Bu teknikler; rekombinant DNA ya da “rekombinant DNA teknolojisi” olarak bilinirler. Rekombinant DNA teknolojisi sayesinde DNA molekülleri tüpte (LN vitro), yani canlı organizmanın ya da hücrenin dışında, yeni bir tür yaratmak üzere bir molekül içinde bir araya getirilebilmektedir. Bu DNA da bir organizmaya aktarıldığında değiştirilmiş özellikleri ya da kendine özgü özellikleri olan bir canlının ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

1970’lerde tarımsal ilaçlar ve kimyasal gübrelerin çevre ve insan üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmaya başlanmıştır. Bu maddelerden birçoğunun sağlığa zararı kanıtlanmıştır. Ancak bu durum çevre ve insan üzerindeki tahribata engel olamamıştır. Bunun üzerine artan insan nüfusuna besin maddesi ihtiyacı konusunda sıkıntılar yaşanmıştır. Besin maddesi sıkıntısına yeni çözümler aranmasını beraberinde getirmiştir. 1972’de Paul Berg ilk kez genetiği değiştirilmiş rekombinant DNA molekülü üretmiştir. Bir yıl sonra 1973’de ilk kez genetiği değiştirilmiş bir bakteri yaratılmıştır. Bu olay bilimciler topluluğunda bu tür genetik uygulamaların potansiyel tehlikeleri olduğu konusunda kaygılara neden olmuş ve konu Pacific Grove’daki (Kaliforniya) Asilomar Konferansı’nda tartışmalara yol açmıştır. Rekombinant DNA teknolojisini kullanan ilk şirket Herbert Boyer tarafından kurulmuş ve şirket, 1978’de escherichia coli bakterisinin genetik manipülasyon yoluyla, insülin üreten bir türünü yarattığını açıklamıştır.[5] 1983’te dört ayrı ekip genetiği değiştirilmiş bitkiler üzerine çalışmışlardır. 1995’de genetiği değiştirilmiş mısır ekimi yapılmıştır. Sonraki yıllarda bu alanda çalışmaların hızı artarak devam etmiştir. 1998 yılında genetiği değiştirilmiş organizmalar hakkında etiketleme kuralları belirlenmiştir. Günümüzde bu yolla yaratılan mikroplara transjenik ( rekombinant DNA yöntemleriyle kalıtımsal olarak değiştirilmiş) mikroplar, hayvanlara transjenik hayvanlar, bitkilere ise transjenik bitkiler denmektedir.

GDO’NUN MUHTEMEL ZARARLARI

• GDO içeren bir ürünün poleni GDO içermeyen bir bitkiye taşınabilir, böylelikle geleneksel olarak yetişen ürün bu yeni geni alabilir. (Rieger et al 1999)

• Kimyasal ilaçlara dayanıklı bir GDO’nun poleni melezleme suretiyle bir yabancı ot tohumuna geçebilir ve bu geni alan bitki de kimyasal ilaçlara dayanıklılık geliştirebilir (Rieger et al 1999)

• Kimyasal ilaçlara dayanıklı genetiği değiştirilmiş ürünler bir sonraki yıl da çıkabilir. Ve kültürel olarak kontrol edilmeleri zor olabilir.

• Böcekler (örneğin böcek ilaçlarına dayanıklı) genetiği değiştirilmiş bir organizmadaki genlere karşı bağışıklık kazanabilirler. (örneğin Bit içeren pamuk)

• Genetiği değiştirilmiş bitkiler toprak içinde bulunan doğal canlı yaşama zarar verebilir, böylece besin döngüsünü sona erdirebilir.

• GDO’lu ürünler yeterli kadar besleyici olmayabilir ve hazmı zor olabilir.

• Genetiği değiştirilmiş organizmaların toksik, alerjik, teratojenik (anne karnında maruz kalan bebekte görülen yapısal anomaliler) zararları olabilir.

• Çeşitli devletlerin denetimindeki bilimciler gen aktarımı yoluyla şimdiye dek yeryüzünde ilk kez meydana gelen yüzlerce yaratık meydana getirmişlerdir.Dolayısıyla istenmeden de olsa, insan türünü yok edecek bir mikroorganizma ya da bir türün yaratılmasına yol açılabilir.

• Önceleri biyoteknolojinin özellikle tarım ürünleri konusunda büyük gelişmeler sağlayarak dünyada açlığın giderilmesinde devrim yaratacağı müjdesiveriliyordu; fakat günümüzde genetik mühendisliği, özellikle biyoteknoloji üniversitelerden özel şirketlere geçmiş ve bunlar büyük maddi kazanç getirecek başka çalışmalara yönelmiş durumda bulunmaktadırlar.

• Yeni yapılan araştırmalar GD ile beslenen hayvanlarda organ problemleri ortaya çıktığını ortaya koymuştur. GD mısır ve soya fasülyesi ile 90 gün süreyle beslenen farelerde karaciğer ve böbrek zehirlenmeleri ortaya çıkmıştır.

• 1987’de A.B.D. Patent Bürosu’nun genetik yapıları değiştirilmiş hayvanların da patent altına alınabileceğini açıklamasıyla, hayvanlar alemi çokuluslu şirketler ile eczacılık ve biyoteknoloji şirketlerinin eline bırakılmıştır. Günümüzde biyoteknoloji alanında binlerce şirket bulunmaktadır.

Gofret, çikolata, kola, gazlı içecek, kahvaltı gevreği, hazır çorba, hazır kek, sucuk, salam, sosis, renkli yoğurt, çiklet, aromalı kahve, ketçap, mayonez, bisküvi, kraker, şekerleme, renkli içecek, ekmek üstüne sürülen ezme, cips, vb. paketli gıda ürünlerinde şu aşağıdaki listeden bir hammadde varsa GDO’lu olma ihtimali yüksektir:

• Mısır şurubu
• Yüksek fruktozlu mısır şurubu (nişasta bazlı sıvı şeker –NBSŞ)
• Mısır nişastası
• Mısır yağı
• Bitkisel yağ
• Margarin
• Soya unu
• Soya proteini
• Soya lesitini
• Soya yağı
• Dokulu bitkisel protein
• Dekstroz
• Maltodekstrin
• Fruktoz
• Sitrik asit
• Laktik asit
• Kanola yağı
• Pirinç
• Pamuk yağı.

Soya: sucuk, salam, sosis gibi kırmızı etin kullanıldığı yiyecekler, etsuyu tabletleri, fındık-fısık ezmesi, çikolatalı ürünler, çeşitli unlu mamüller, süt tozu, hazır çorbalar ve hayvan yemlerinde kullanılıyor. Mısır: nişasta bazlı tatlandırıcılar yoluyla gazoz, kola ve meyve suları, mısır yağı, bebek mamaları, hazır çorbalar ve hayvan yemlerinde kullanılıyor

Dört büyükler denilen GDO lu ürünler ,Mısır, Soya Fasulyesi, Kanola, Pamuk ve bunların bulunduğu gıda ürünleridir. GDO‘ suz etiketi taşımadığı sürece dört büyüklerden herhangi birini içeren dondurulmuş gıdalardan uzak durmak gerekir. Çoğu çorba ve sos pek çok işlemden geçer; alışveriş sırasında içindekiler listesini dikkatlice incelemek gerekir.

Etikette açıklanmadığı takdirde mısır, soya yağı, pamuk tohumu ve kanola yağı büyük ihtimalle GDO içerir. Pek çok alternatif et ürünleri genetiği değiştirilmiş ürünlerle işlenir. Bu sebepten ürünlerin içeriğini incelerken risk içeren dört büyüklere, özellikle soyaya çok dikkat edilmesi gerekir. Pek çok alternatif süt ve süt ürünleri soya fasulyesinden üretilir ve GD maddeler içerebilir.

Çoğu mamanın ana maddesi süt ya da soya proteinidir. Genelde bu ürünlerin içindeki gizli ürünler rbGH (Amerikalı çiftçiler ineklerinin verdikleri süt miktarını artırmak için genetiği değiştirmeye yönelik yapılan iğne) enjekte edilmiş ineklerden elde edilen süt veya soyadır. Aynı zamanda bazı markalar GDO‘ lu mısır şurubu, mısır şurubu veya soya lecithini de kullanırlar.

Genellikle mısır ve soyadan üretildikleri için, kahvaltılık gevrek ve barların GDO‘ lu ürün içerme ihtimali yüksektir. Mısır Şurubu GDO‘ lu maddeler içerir. Çoğu dondurulmuş gıda üretim aşamasında çok sayıda işleme uğrar.

Tatlandırıcılardan aspartam GD mikroorganizmalardan üretilir. Çikolatadaki soya lesitin‘e ve şekerdeki mısır şurubuna dikkat edilmelidir.. Aynı zamanda NutraSweet® ve Equal® olarak ta bilinir ve alkolsüz içecekler, şeker, sakız, tatlılar, yoğurt, tabletop tatlandırıcıları, vitamin ile şekersiz öksürük bonbonları gibi eczane ürünleri de dahil olmak üzere 6,000den fazla gıda maddesinde bulunur. Çoğu meyve suyu GDO‘ suz meyveden üretilse de mısır bazlı tatlandırıcıların büyük kısmı (mesela yüksek fruktozlu mısır şurubu) GDO içerir. Sodaların çoğu su ve mısır şurubundan üretilir. Bardakta mısır hem GDO hem de hijyen bakımından sakıncalıdır.

“GDO‘ suz” etiketli ürünler üretim aşaması süresince GDO‘ lu ürün kullanılmadığı anlamına gelse de, GDO doğal yollarla; polen yolu ile, rüzgar ve böcekler ile tohum bozulması yolu ile ya da insan hatalarıyla yayılabilir. Monsanto şu anda Türkiye’de ücretsiz olarak tohum dağıtıyor ve bunu özellikle ova bölgelerde yapıyor ki yayılımı ve çapraz kaçışları daha fazla olsun.

SAĞLIĞIMIZI VE ÇOCUKLARIMIZI KORUMAK İÇİN NE YAPMALIYIZ?

*%100 buğdaydan üretilmiş makarna, kuskus, pirinç, arpa, yulaf, sorgum ve soya hariç kuru baklagiller tercih edilmelidir.
*Saf zeytin, hindistancevizi, susam, ayçiçeği, badem, üzüm çekirdeği ve yer fıstığı yağı tercih edilmelidir.
*Buğday, pirinç ve yulaflı, ayçiçek yağı ve aspir içeren snackleri tercih edilmelidir.
*Yüzde 100 kamış şekeri, konsantre kamış suyu veya organik şeker içeren GDO‘suz tatlandırıcıları, şeker ve çikolataları tercih edin .
*Yüzde 100 meyve sularını tercih edin. Marketten bir ürün almak zorunda kaldıysanız, almayı düşündüğünüz ürünün etiketindeki o çok küçük harflerle yazılmış “içindekiler” listesini mutlaka okuyun. Yukarıda listelediğimiz hammaddelerden birini dahi içeriyorsa satın almayın.
*Pastanelerden alınan pasta, kurabiye, börek, baklava ve diğer hamur işlerinde içindekiler listesini göremiyoruz ama pastanelere de mutlaka sorun. Özellikle margarin, soya yağı, kanola yağı, mısır nişastası kullanıp kullanmadıklarını öğrenelim.
*Henüz genetiği değiştirilmiş balık, kümes hayvanı veya çiftlik hayvanı satışa sunulmamıştır. Fakat tahıl gibi GDO‘ lu ürünlerle beslenen hayvanlardan üretilen pek çok organik olmayan ürün vardır. %100 ot/çimenle beslenen hayvanları ve çiftlik balığı yerine açık deniz balıkları tercih edilebilir.

GDO’LU ÜRÜNLER NERELERDE KULLANILMALIDIR?

Genetiği değiştirilmiş yağlı tohumların biodiesel yapımında kullanılması ve alternatif enerji kaynaklarını geliştirme açısından önemini anlatan , Uludağ Üniversitesinin araştırmalarına göre her türlü bitkisel yağdan biodiesel üretilebileceğini belirten Dr. Ulusoy, kolza (kanola), soya ve pamuk yağlarından üretilecek biodieselin maliyetinin, petrol kökenli diesele göre yüzde 25 daha ucuz olduğunu açıklamıştır. Dr. Ulusoy, üretimin geniş çaplı yapılması durumunda maliyetin daha da düşürülebileceğini açıklamasını yapmıştır. Gap bölgesinde sulak arazide üretimin gerçekleşeceği ve ülkemize yakıt anlamında ciddi getirisinin olacağı vurgulamıştır.

Ülkemizde yapılan maalesef biodiesel yapımında kullanılan, kullanılması gereken ürünlerin amacı dışında rant için gıda sektöründe kullanılması halkın ve nesillerin sağlığıyla oynanmasıdır.

Burada sorulması gereken temel soru dünyanın ve Türkiye’nin bu ürünlere ihtiyacı olup olmadığıdır. GDO ilk olarak kaliteli ve ucuz gıda üretimi, dünyadaki açlığın önlenmesi, çevre kirliliğinin azaltılması ve gıdaları genetik olarak vitaminlerle takviye ederek beslenme yetersizliklerine çözüm bulmak vb gibi güzel söylemlerle ortaya çıkmıştır. Şu anki duruma bakılırsa GDO için vaat edilen hiçbir sav gerçekleşmemiştir. Avrupa ve Dünya ülkelerinin çoğunda GDO lu ürünlerin gıda sektöründe kullanılması yasaklanmıştır.

Ziraat Mühendisleri Odasının açıklamasına göre Türkiye’nin bu ürünlere ihtiyacı yoktur. Ne yetersiz tarım arazilerimiz, ne de yetersiz üretimimiz söz konusudur. Akılcı toprak yönetimiyle gıda ihtiyacımızın GDO’ suz üretimle rahatlıkla karşılanacağını, ülkemize GDO girişi ve gıda sektöründe kullanılmasının tamamen politik ve finansal nedenlerden dolayı olduğunu belirtmişlerdir.

Çocuklarımızın sağlığı ve geleceğiyle, kendi geleceğimizle sağlığımızla oynamamak için kobay olarak kullanılmamıza izin vermeyelim. Kolay ikna olmayalım. Saf, doğal yollarla üretilmiş ürünleri kullanmaya özen gösterelim. Ucuz olması, alım gücü gibi bahanelerin arkasına sığınmayalım. Unutmayalım ki sağlığı olumsuz etkileyecek her ürün bedavada olsa karşılığı can olduğu için paha biçilmeyecek kadar pahalıdır.

HANGİ ÜRÜNLER GDO İÇERİYOR?

Mısır, domates, patates, pirinç, soya, buğday, kabak, bal kabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri. Bunların dışında çalışmaların devam ettiği ürünler: muz, ahududu, çilek, kiraz, ananas, biber, kavun, karpuz, kanola.

Bitki ve besi hayvanları ürünleri gibi GDO’lu ürünler marketlerde bulunmaktadır. GDO bitkileri sandığımızdan çok daha fazla yaygındır. Aşağıda en azından bir marketten alışveriş yaparken daha dikkatli olabileceğimize yarayabilecek en yaygın GDO’lu ürünlerin listesi verilmiştir.

1. Soya Fasulyesi

Marketlerde bulunan soya fasulyesinin yaklaşık % 90’ı yabancı bitki öldürücü kimyasallara karşı dirençli olması için modifiye edilmiştir. Bu kimyasallara karşı artan direnç çiftçileri yabani otları öldürmek için daha fazla ilaç kullanmaya zorlamıştır. Sonuçta sadece genetik olarak modifiye edilmiş soya fasulyesi üretilmekle kalınmamış ve daha çok kimyasalla yüklü bir ürün ortaya çıkmıştır.

2. Mısır

Mısır da en fazla oranda genetiğiyle oynanan ürünlerden biridir. Örneğin Amerika’da çiftçilerin yarısı GDO’lu tohumlar kullanmaktadır. Bu da büyük oranda doğrudan ya da dolaylı (hayvanlara verilen mısır daha sonra süt ürünleri olarak yine insanlara dönmektedir) olarak insanların tüketimiyle sonuçlanmaktadır.

3. Pamuk

Pamuk da hastalıklara karşı direnç kazanabilmesi için genetik olarak modifiye edilen ürünlerdendir. En büyük risk de pamuk yağındadır. Hindistan, ve özellikle Çin kaynaklı pamuğun insan hayatı için büyük risk taşıdığı düşünülmektedir.

4. Süt

İneklere daha hızlı büyümeleri için ve verimlerinin artması için büyüme hormonu enjekte edilmektedir. Bu hormonlar da üretilen bazı sütlerde bulunabilir. Bu büyüme hormonlarının insan vücudu içinde değişik olumsuz etkileri olabilmektedir.

5. Şeker

Şeker kamışlarının da direnç kazanabilmesi için birçok ülkede genetiği değiştirilmektedir.

6. Aspartam

Aspartam da yapay tatlandırıcı olarak birçok insan tarafından şeker yerine kullanılmaktadır. Aspartamın vücutta kanserojen etki yaptığı ispatlanmıştır. Aspartam genetik olarak modifiye edilmiş bakterilerden üretilmektedir.

7. Kanola Yağı

Kanola yağı da en fazla satışı yapılan GDO’lu ürünlerdendir.

8. Kabak

GDO’lu kabaklar böceklere karşı daha dirençli olmasını sağlayan bir toksik protein içermektedir. Bu böcek öldürücü son zamanlarda insan kanında, hamile kadınlarda ve fetüste görülmüştür. Bu da bazı böcek öldürücülerin parçalarına ayrılıp vücuttan atılmadan insan vücudunda kalabildiğini göstermektedir.

Bu 8 ürün hariç daha birçok ürün market raflarında hiç haberimiz olmadan yerini alabilmektedir.

[ad_2]

Bu içeriğin Kaynağı: http://www.star.com.tr/saglik/gdo-nedir-zararlari-nelerdir-gdolu-urunler-neler-haber-1332564/

  • Etiketler
  • Yorumla

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz
Wordpress Tema indir